Sıpırtmak Ne Demek? Toplumsal Cinsiyet ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir İnceleme
İstanbul’un sokaklarında, gündelik hayatın koşturmacasında bazen en küçük, en sıradan kelimeler bile hayatımıza dokunur. Bunlardan biri de “sıpırtmak” kelimesidir. Kulağa basit, belki de sıradan bir şey gibi gelebilir, ancak bu kelimenin toplumda nasıl farklı algılandığına ve farklı grupları nasıl etkilediğine dair derin bir bakış açısına sahip olmak gerek. “Sıpırtmak ne demek?” sorusu, aslında sadece bir kelimeyi değil, toplumsal normları, cinsiyetçi bakış açılarını ve bu kelimenin ardındaki güç dinamiklerini de sorgulamamıza sebep olur.
Sıpırtmak Nedir? Kelimenin Anlamı
Öncelikle, “sıpırtmak” kelimesinin anlamına bir göz atalım. Türkçede daha çok, bir şeyin sessizce ve hızlıca kayması, sürtünmesi anlamında kullanılır. Bu kelime, genellikle kadınları aşağılamak amacıyla kullanılan bir tabir haline gelmiştir. Ancak dilin evrimiyle, ve özellikle toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesiyle birlikte, bu tür kelimelerin sadece dilde değil, anlamlarında da büyük değişiklikler yaşanmaktadır. Yine de, sokakta, iş yerlerinde ve sosyal medyada hala sıkça karşılaşılan bu tür dil kullanımları, toplumsal cinsiyetin, gücün ve iktidarın nasıl yeniden üretildiğini gösteriyor.
Sıpırtmanın Toplumsal Cinsiyetle İlişkisi
Sıpırtmak kelimesinin toplumsal cinsiyetle olan ilişkisi, oldukça güçlüdür. Genellikle kadınları küçük düşürmek, onları “yerinde duramayan”, “sürekli hareket eden” ya da “çıkıntı yapan” bireyler olarak tanımlamak için kullanılır. Sokakta yürürken, genellikle giydiği kıyafet ve davranışlarına dikkat edilen kadınlar, bu kelimeyle tanımlanabiliyor. Bu bir tür cinsiyetçi bakış açısıdır: Kadının varlığı ve hareketliliği, hep bir şekilde kontrol edilmeli, sakinleşmeli ve “uslu” olmalıdır. Kadınların sokakta yürürken “sıpırtmak” gibi kelimelerle tanımlanması, toplumsal cinsiyet rollerine ve kadınların sürekli olarak gözlemlenmesine dair güçlü bir mesaj verir.
Geçen hafta, bir sabah işe giderken, metrobüs durağında önümde yürüyen kadının, topuklu ayakkabılarıyla çıkardığı sesi duydum. O kadar netti ki, birinin “sıpırtmak” tabiriyle bu kadının hareketliliğini ve özgürlüğünü yargılayabileceği, bu sesin erkek bakış açısıyla “gereksiz” ve “rahatsız edici” olarak tanımlanabileceği bir senaryo hemen zihnimde belirdi. Kadının özgürce yürüyüşünü, bir erkeğin yapacağı gibi, sessizce ve dikkat çekmeden yapması bekleniyor gibi bir toplumsal beklentiyle karşı karşıya kalıyoruz.
Çeşitlilik ve Sıpırtmak: Farklı Grupların Tepkileri
Her kelimenin farklı grupları farklı şekillerde etkilediğini görmek de oldukça önemli. Sıpırtmak kelimesi, sosyal normlara göre daha “görünür” olan kadınları hedef alırken, farklı etnik kökenlere sahip kadınlar için bu kelime daha da öteye gidebilir. Örneğin, özellikle göçmen kökenli kadınlar ya da daha muhafazakar bir çevrede yetişmiş kadınlar, dışarıda, sokakta hareket ederken daha fazla kontrol edilirler. Sıpırtmak gibi kelimeler, onlara bu anlamda çok daha baskıcı bir dil kullanılarak yönlendirilmiş olur.
Bir sosyal hizmet projesinde çalışırken, farklı kültürlerden gelen kadınların sosyal medyada paylaşımlarına bakıyordum. Birinin yazdığına göre, “sıpırtmak” gibi kelimeler, sadece bir tehdit değil, aynı zamanda toplumsal kabul görmek için sahip olunan daha küçük bir “yer”e işaret eder. Özellikle toplumun “yerinde durmayan” kadına karşı takındığı tavır, kadınların kendilerini ifade etme biçimlerini de sınırlıyor.
Özellikle LGBTİ+ bireyler için de benzer bir dil kullanımı geçerli olabilir. Kendini ifade etme özgürlüğü kısıtlanan, dışarıdan sürekli olarak gözlemlenen bu grup için “sıpırtmak” gibi kelimeler, hem dışlanma hem de şiddetle ilişkili birer sembol haline gelebilir. Sosyal medya, en geniş anlamda bu kelimenin gücünü daha da büyütür. Bir kadının “sıpırtması”, bir LGBTİ+ bireyin daha fazla dışlanması anlamına gelir. Böylece bu basit kelime, kimlikleri silme ve yok sayma işlevi görebilir.
Sıpırtmak ve Sosyal Adalet: Bir Dilin Gücü
Toplumsal adaletin temellerinden biri, dilin gücünü anlamak ve bu gücü insan hakları doğrultusunda kullanmaktır. “Sıpırtmak” gibi kelimeler, daha büyük bir yapının parçasıdır. Bu tür kelimeler, yalnızca bir kişinin davranışını değil, aynı zamanda bir toplumu, toplumun değerlerini ve adalet anlayışını da şekillendirir. Bir kişiyi bu kelimelerle tanımlamak, onun kimliğini ve varlığını küçük düşürmek anlamına gelir. Bu noktada, dildeki her tür ayrımcılık, sosyal adalet mücadelesi için büyük bir engel oluşturur.
Sosyal medya platformlarında, gündelik hayatta ve iş yerlerinde bu tür dilin yaygınlaşması, toplumsal eşitliği tehdit eder. Çünkü bu tür dil, insanları “yerli yerinde” tutmaya çalışırken, aslında tüm toplumsal yapıyı sıkıştıran, tek tipleştiren ve dışlayan bir rol üstlenir. Dilin içinde gizli olan bu güç dinamiklerini fark etmeden, toplum olarak adaletin sağlanması çok daha zor olacaktır.
Sonuç: Sıpırtmak ve Toplumsal Cinsiyetin Dönüşümü
Sonuç olarak, “sıpırtmak” gibi basit bir kelime bile, toplumsal cinsiyetin ve sosyal adaletin nasıl şekillendiğini bize gösterir. Sadece kadınları değil, tüm toplumsal grupları etkileyen bu tür dil kullanımları, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde yeniden şekillendirilmelidir. Herkesin kendi alanına, kimliğine ve sesine saygı duyulması gerektiği bir dünyada, kelimeler çok daha önemli hale gelir. Toplumsal cinsiyet eşitliği, sadece yasalarla değil, dildeki her tür ayrımcılığı ortadan kaldırarak sağlanabilir.