Yalova Esenköy Denizi Nasıl? (İzmirli Bir Gençten Kafası Karışık Bir Cevap)
Evet, geldik asıl konuya: Yalova Esenköy denizi nasıl? Hadi gelin, buraları çok fazla düşünmeden, doğrudan “yazım” denen şeyin mantıklı, komik ve samimi hallerini birleştirerek, bu sorunun yanıtına bakalım. Burada İzmir’de yaşayan, 25 yaşında, sürekli espri yapan ama içten içe her şeyi fazla düşünen bir insanın gözünden Yalova Esenköy’ün denizini keşfedeceğiz.
Siz şimdi “Esenköy denizi nasıl?” diyorsunuz, ama bu soru aslında derinlerde çok daha büyük bir anlam taşıyor. Ben bunu “Deniz gibi mi, yoksa ‘kaptan dalgalara selam’ yapmayı bekleyen sahil köyü gibi mi?” diye soruyorum kendime. Şimdi izninizi alarak biraz gülme, biraz da kafa karıştırma amacına yönelik kafa sallamalarımı devreye sokayım.
Yalova Esenköy Denizi: Bir Sahil Köyü Masalı mı?
Esenköy’e adım attığınız an, denizin sessizliğine, nehir gibi yavaş akan zamanına kulak vermek isterseniz, yanılmadınız. Yalova Esenköy denizi, sabah saatlerinde size neredeyse masalsı bir hal sunuyor. O yüzden baştan söyleyeyim, sabahın erken saatleri! Çünkü sabah olursa denizin o muazzam mavi rengi size “Hey, sen nereye bakıyorsun?” dercesine bakıyor. Akşam mı? Gece mi? Ha-ha, öyle değil işte. Akşamları Esenköy denizi bazen gözlerini kısarak size “Üzerime gelme, bak seninle ilgilenemem” diyor.
Evet, o kadar ciddiyim.
Gündüz: Esenköy Denizi Şekil Değiştiriyor
Öncelikle, Esenköy denizinin gündüz halini tanımak şart. Sanki deniz, kim olduğunu gösteriyor ama aynı zamanda seni de “Ben buradayım, ama yeterince yaklaşma” diyerek gizemli bir şekilde çağırıyor. Saat sabah dokuz. Esenköy’deyiz. Hava o kadar güzel ki, deniz gerçekten de huzur veriyor. Hani şu “Bir kahve içeyim, sonra yapacaklarımı düşünüp bir saat boyunca hiçbir şey yapmayayım” modunda olan insan oluyorsunuz.
Bir arkadaşımın dediği gibi:
“Abi, bu ne ya? Herkes denizin kenarında rahat rahat yatıyor, bir tek biz endişeleniyoruz. Denize biraz daha yaklaşsak ne olacak? Dalgalar biraz daha büyür mü? Bizi boğar mı?”
Tabii, bu arkadaşımda çok komik bir yüz ifadesi var, çünkü o gerçekten ciddi. O yüzden ne kadar komik olsa da, içimdeki gülümseme, arka planda kaybolan kıvılcımlarla kayboluyor.
Denizin kenarına oturup biraz düşündüğümde, Esenköy denizinin bana çok tanıdık geldiğini fark ettim. Neden mi? Çünkü İzmir’deki sahil köylerine benziyor. Hızlıca dikkatimi çeken şeyler, evet. Su buz gibi ama az önce denizin içinden çıkan çocukların “Yavaş olsana abi!” diye bağırmaları cidden komik. Bu tarz anları Esenköy’de sıkça görüyorsunuz. Zira gençler buradaki denizin eğlenceli bir yönünü keşfetmişler.
Esenköy Denizi Akşamları: Renkler Oynamaya Başlar
Akşam olduğu zaman Esenköy denizi, karanlıkla birlikte şekil değiştiriyor. Gecenin ilerleyen saatlerinde denizin dışa vuran yüzü birden fazla katmanlı hale geliyor. Gözlerim karanlıkta denizin ne kadar sakin olduğunu fark ediyor, ama aynı zamanda geceyi de unutamıyorum. Gözlerim denize dalarken, sürekli beynimde bir ses “Bu deniz ne kadar çok şeyi içinde barındırıyor” diyor.
Bir yandan denizin enginliğini düşünürken, aklıma şu geliyor: “Bu kadar büyük bir şeyin ortasında insanlar nasıl bu kadar kaybolabiliyor?” Yalova Esenköy denizinin o kadar sade ama derin bir havası var ki, insanı bir anda içine çekiyor.
Bir gece sahilde yürürken iç sesim:
“Ben buradayım, her şeyin farkındayım. Denizin ne kadar güzel olduğunu söylüyorsunuz ama… Bir saniye! Bu kadar güzel bir manzarayı sadece fotoğraf çekip paylaşmak mı, yoksa sadece biraz daha kalıp her şeye tanık olmak mı gerekiyor?”
Bilmiyorum ama gece sahilde yürürken bir tek bu soruya cevap arıyorum: “Yalova Esenköy denizinin içindeki sessizliği kimse yakalayabilir mi?”
Dalgalarla Dans mı, Yoksa Oturmak mı?
Birçok insan denizin dalgalarıyla dans etmek ister. Hani o her zaman “göz var nizam var” bakışıyla dalgalara karşı gelir. “Hadi bakalım, dalgalara karşı meydan oku, şu an adrenalin moduna geç!” diyenler var, ya da benim gibi tembel bir şekilde ayaklarını denizin içine sokup, biraz soğuk suyun rahatlatıcı etkisini bekleyenler… İşte Yalova Esenköy’de her tür tip bir arada var.
Şimdi bunu samimi bir şekilde söylüyorum: “Yalova Esenköy denizi aslında çok da tecrübeli biri değil.” Neden mi? Çünkü öyle bir özellik yok, “Küçük dalgalar, büyüme korkusu” gibi bir durum söz konusu. Ama yine de insan denizin içine girince bir şekilde rahatlıyor.
Bir arkadaşımın deyimiyle, “Dalgalara karışmak, biraz da insanın içinde kaybolması gibi bir şey. Ama kaybolmuş bir insanın da, kaybolmadığını anlaması için denize tekrar geri dönmesi lazım. O yüzden her dalga bir fırsat gibidir.”
Kapanış: Yalova Esenköy Denizi Bir Şiir Gibi
Sonuç olarak, Yalova Esenköy denizi nasıl mı? Eğer soruyu gerçekten bu şekilde soruyorsanız, cevabım basit: “Esenköy denizi nasıl olur? Huzurlu, bazen neşeli, bazen de insanın içinde kaybolabileceği kadar derin bir deniz.” O kadar da küçük bir yer değil aslında. Her dalgası kendine özgüdür. Bu yüzden Esenköy’deki denizin sadece yüzeyine bakmakla yetinmeyin, derinliklerini keşfedin. Çünkü, deniz her zaman daha fazlasını sunar.
Evet, belki biraz fazlasını düşündüm, ama bazen öyle oluyor işte. Yaşamda olduğu gibi denizde de her şeyin bir derinliği var. Her ne kadar dalgalar bazen tuhaflaşsa da, yine de her şeyin içinde biraz “deniz” var, değil mi?